27 Kasım 2009 Cuma

Bir Kurban Daha Böyle Geçti ...


Her bayram olduğu gibi bu bayramda da babam erkenden kalktı ve abimle beni uyandırma çabalarına başladı. Biz "5 dakka daha" bahanesiyle geçiştirmeye çalışırken babam çoktan camiiye gitmişti bile. Biz yine her zamanki gibi Bayram Namazı'na son anda yetiştik. Bu durum babamın bayramladaki en büyük derdidir ama maalesef bi çözüm bulamamıştır.. :)

Bayram Namazı'nı kıldık, tekbirler getirdik ve namaz sonrası camii cemaatiyle bayramlaştık (ki bu benim bayramlarda en haz aldığım andır). Bayramlaşma bitip herkes evine dağıldıktan sonra ben Ali Dayı'yı beklemeye başladım. "Ali Dayı bu defa başımda dur, sen tarif et kurbanı ben keseyim" dedim. Ali Dayı: "Zor bişey değil, hem sen geçen sene kesmedin mi? Yaparsın sen yaparsın.." diye gazladı ve kibarca başından savdı.

İş başa düştü fakat ondan daha zor bişey vardı; kurbanlıkları eve getirmek.. Üzerindeki elbise yeni olunca işi daha da zorlaştırdı. Güç bela eve getirdikten sonra geriye en önemli iş kalıyordu. Kesmek... Önemliydi çünkü önceki bayramlarda kesici bulamadığımız için kurban işi normalden daha uzun sürüyordu.

Daha bitmedi.. :))




14 Kasım 2009 Cumartesi

Hey Gidi Günler !!!



...Ve birgün "Hey gidi günler" diyeceksiniz.

"Meğer tatlı günler o günlermiş" diyeceksiniz. Belki bende öyle diyeceğim. Ama belki yerin altında belki de yerin üstünde bende öyle diyeceğim.

Hey gidi günler!

Tam yaşanılacak günlermiş. Hiç durmadan, gecelerinde koşulacak günler, hiç durmadan soluk soluğa küheylanlar gibi gündüzlerinde koşulacak günler...

Utana utana, hicap ede ede, terleye terleye, "Ne olur Allah aşkına coşun" denen günler...

"Burs verin, yurt yapın, okul açın, açın" deyip terin tabandan çıktığı günler...

Ben de diyeceğim sizde diyeceksiniz!

Bugün belki hicranlı günler, belki hasretli günler. Ama bir gün gelecek özlenen günler olacak.

Hey gidi günlerdi o günler. Çünkü o günlerde sürekli olarak tırmanıyorlar, başka hiç bir şeye gönül kaptırmadan, başka hiç bir şeye dilbeste olmadan, turnikeye önce girmenin hakkını araştırmadan yürüyor, yürüyorlardı...

Hey gidi günler diyorlardı o çile günlerine, o ızdırap günlerine... Çünkü o günlerin içinde Allah'ın hoşnutluğundan başka mülahaza yoktur.

Çünkü o günlerde büyüklük yoktu!

Çünkü o günlerde herkes küçüktü. Çünkü o günlerde herkes neferdi.

Çünkü o günlerde ağabeylik yoktu.

Çünkü o günlerde herkes turnikeye evvel girmiş olmanın hesabını yapmıyordu.

Çünkü o günlerde "İnsanlar arasında insanlardan bir insan ol" vardı.

Sende hey gidi günler diyeceksin.

Kafanda hiç o türlü duygular ve düşünceler yoktu.

Dinleseler de dinlemeseler de alınmıyordun.

Bir Cumartesi-Pazar, burası Simav senin, orası Gediz benim, şurası Demirci senin ve Pazartesi derslere yetiştirme de yine senin...

Ama alınmıyordun, gönül koymuyordun. Dinleyen yok diye üzülmüyor, tesir etmiyor diye müteessir olmuyordun.

Hey gidi günler... Ne kadar arkada kaldınız, bizden ne kadar uzaklaştınız.

Biz ne kadar büyüdük, siz ne kadar küçük kaldınız!

Ah hizmet günleri... Ah içine başka mülahazaların girmediği günler.

Ah küçüklük, sen ne kadar iyiydin. Arkadaştık seninle.

Hey gidi günler, hey gidi günler...

Uhuvvet, sevgi, yürekten alaka, birbirleriyle fertler sarmaş dolaş olurken, dışarıdan gelenlerin 'Aman Allahım, bu ne kardeşlik, bu ne uhuvvet' dediği hey gidi küçük günler.

O kadar büyüdük ki, eğilip de sizi tanımıyoruz ve göremiyoruz.

Biz büyüdük, Everest tepesi olduk.

Ah küçük günler! Sizler de Lut gölü gibi zeminden ikiyüz metre aşağıda kaldınız.

Ah yıkılası saltanat!

Ah yıkılıası makam sevgisi.

Ah yıkılıası şirk ifade eden 'Yaptın, ettim, çattım, kurdum, verdim, ettim, eyledim...'

Haşa!

Böyle düşünüyorken nerelere düştük. Düşünüyorken düşlere takılıp kaldık.

Hey gidi günler...