22 Ocak 2010 Cuma

Yahşi Batı


Batı ve Doğu'nun tozlu yollarının heyecan, aşk ve macera ile birleştiği bir hikaye. Yıl 1881. Dönemin Osmanlı padişahı tarafından Amerika Başkanı'na bir hediye gönderilmek istenir ve bu vazife için Aziz Efendi (Cem YILMAZ) ve Lemi Bey (Ozan GÜVEN) görevlendirilir. Aziz Efendi ve Lemi Bey, başlarına geleceklerden habersiz, almış oldukları vazifenin verdiği gurur ile yola çıkarlar.

Zorlu yolculuktan sonra vardıkları Amerika'da yaşayacaklarını tahmin etmeleri asla mümkün değildir. Yeni insanlar tanıyacak, yeni dostlar edinecek ve pek çok düşman kazanacaklardır. Ancak hiç bir zorluğun onları gittikleri yoldan döndürmesi mümkün değildir. Ne Kızılderililer, ne kovboylar, ne de güzel bir kadın onlara engel olabilir. Çünkü onlar padişahlarına verdikleri sözü her ne pahasına olursa olsun yerine getirmeye yemin etmiş gözü pek birer Osmanlı'dır.








AZİZ VEFA


Gizli Polis teşkilatının en gözde hafiyesi, teşkilatın gözbebeği. Cesur, dirayetli, asil ve romantik bir Osmanlı. Padişahının verdiği vazifeyi yerine getirmek için her türlü badireyi atlatmaya hazır bir yürek. Silah kullanmakta mahir, insan ilişkilerinde bir duayen. Bazen bir kızılderili, bazen de acımasız bir kovboyun ruhunu tek bünyede barındıran bir Osmanlı yiğidi.





LEMİ GALİP


Zor görevlerin adamı, Osmanlı maliye nazırlığının en sevilen memuru. Verilen vazifeye bağlılığı ile takdir toplamış bir vatan aşığı. Memleketten uzakta, vazife uğruna her şeyi göze almış bir vatanperver. Kimilerine göre bir seyyah, kimilerine göre kovboy, kimilerine göre de gerçek bir kızılderili. Vakur ile asil olmayı her koşulda başaran bi vazife adamı.





SUZAN VAN DYKE


İnce ruhunu örten kalın giysilerinin içinde zarif bir silahşör. Aradığını bulmayı ümit eden ve kaybetmekten asla korkmayan bir kadın. Kovboylar arasında zarif bir çiçek, parlak bir gelecek gibi duran zarif insan.






WILLIAM LLOYD


Tüm zamanların en acımasız şerifi olmayı ümit ederken planları suya düşen kanun adamı. Vahşi batının ne kadar vahşileşebileceği konusunda tek başına bir örnek. Doğru zamanda doğru hamleleri yapmak konusunda sorunları olan bir savaş gazisi. Beyaz adamın haklı gururu, kızıl adamın korkulu rüyası.





KIZILKAYALAR


Bereketli toprakların son şefi. Kabilesinin büyücüsü ve her şeyi. Sırtındaki büyük yük ile yaşamaya çalışan naif bir yerli. Elindeki son toprak parçasını savunmak için her şeyi yapmaya hazır bir savaşçı. Totem ile mutlu olmanın yolunu bulmuş bir sevgi pınarı.






*Film birazcık(!) küfürlü.. Dikkat etmek lazım.. :)



Kaynak: yahsibati.com

9 Ocak 2010 Cumartesi

Şakirin Camii

Şakirin Camii, İstanbul’un Üsküdar semtinde, Karacaahmet Mezarlığı girişinde yer alan; 7 Mayıs 2009 gününde hizmete açılmış camidir.

Türkiye’nin en modern camisi olarak kabul edilmektedir. Şakirin ailesi tarafından inşa ettirilmiştir. Mimari proje tasarımını Hüsrev Tayla’nın yaptığı yapı, iç dekorasyonunu mimar Zeynep Fadıllıoğlu‘nun yapması nedeniyle “bir kadın tarafından tasarlanmış ilk cami” olarak tanınır.

Caminin adı, Arapça “müteşekkir” anlamına gelir. 3 tarafı camla çevrili cami, 3000 metrekeare zemine kurulu, toplam alan büyüklüğü 10bin metrekare, kapasitesi 500 kişi. Her biri 35 m yüksekliğinde iki minaresi vardır.

İstanbul şehrinin Anadolu yakasındaki protokol camisi olma işlevi kazanacağı düşünülmektedir.



Yapımında emeği geçen sanatçılar

Nakkaş-mimar Semih İrteş, hat sanatçısı Hüseyin Kutlu, ressam Tayfun Erdoğmuş, cam-vitray sanatçısı Orhan Koçan, mimar-ressam Kadir Akorak, su heykeltraşı William Pye, ışıklandırma Arnold Chan (isometrix), cam sanatçısı Nahide Büyükkaymakçı, metal-demir-gümüş sanatçısı Kaya Kalaycı.



Yapılış öyküsü

Semiha Şakir'in vefat edip Karacaahmet Mezarlığı'na gömülmesinin ardından Karacaahmet Camisi'nin yetersiz olduğunu düşünen çocukları, anne-babaları İbrahim ve Semiha Şakir anısına Karacahmet’e yeni bir cami yaptırma kararı aldılar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sağladığı arazi üstünde, Semiha Şakir Vakfı aracılığıyla 2005-2009 yılları arasında Şakirin Camisi’ni inşa ettirdiler.



*Camii evime çok yakın. Birlikte gidebilmek dileğiyle İnşallah.. :)








2 Ocak 2010 Cumartesi

Bağlanmayacaksın















Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...



CAN YÜCEL